Kişiselleştirme (personalisation) neden önemli?

Kullanıcının ilgi alanları hakkında nokta atışı önerilerde bulunan kişiselleştirme (personalisation) içerik pazarlamada yeni kuralları belirleyecek.

Bilgisayar biliminin kurucularından İngiliz matematikçi Alan Turing’in 1950 yılında sorduğu soru her şeyi değiştirdi: Makineler düşünebilir mi? Tamam, belki vapurları ya da neden canınızın sıkıldığını düşünmüyor olabilir. Ancak kesin olan bir şey var, makineler insan beyninin sınırlarını aşan karmaşıklıkta veriler üzerine pekâlâ düşünebiliyor. Daha iyi bir internet deneyimi ve size özel içerikleri tabağınıza getirmek için canla başla çalışıyor.

Kişiselleştirme (personalisation) tam da bu noktada devreye giriyor. İçerik tüketiminde hem daha kaliteli bir kullanıcı deneyimi hem de daha verimli bir pazarlama süreci sağlıyor.

Makyaj ve saç bakımı hakkında okuma yapan bir kullanıcıya sakal güçlendirici ürün reklamı göstermek sizce de mantıksız değil mi? İşte tam bu sebeplerle, yapay zekâdan yardım alınarak okuyucuya uygun içerikler belirleniyor ve sunuluyor. Örneğin Google, arama sonuçlarınızdan ve tarayıcı çerezlerinden faydalanarak ilgi alanlarınızı belirliyor ve çok daha kişiselleştirilmiş bir internet deneyimi sunuyor.

Günden güne gelişen öğrenme algoritmaları ve yapay zekâ sayesinde, internette geçirilen süre ve bu sürede yapılanlardan kişisel bir içerik profili oluşturuluyor. Hangi sayfaların ziyaret edildiği, bu sayfalarda ne kadar zaman geçirildiği, hangi konularda aramalar ve okumalar yapıldığına yönelik bilgiler büyük bir veri havuzunda toplanıyor. Okuyucunun ilgi alanlarına ve okuma alışkanlıklarına göre bir filtreden geçen bu veriler sayesinde kişiselleştirilmiş içerikler servis ediliyor. Böylelikle okuyucunun ilgisini hiç çekmeyen içeriklere rastlama ihtimali minimuma indiriliyor. İçerik kirliliğine maruz kalması engelleniyor. Dolayısıyla kullanıcı deneyimi kalitesi artırılıyor ve kullanıcının kişisel ilgi alanlarına uygun içeriklere ulaşması kolaylaşıyor.